SON BAHAR GÜZ EN BAHAR

SON BAHAR GÜZ EN BAHAR

Dr Cemil Ulusan
  • 24.08.2017 11:03:52
  •    


Güz de diyorlar ya adına ona bile bayılıyorum. Eğer şairliğe meraklıysanız çok kulanışlı bir kelime. Sonbahar daha günlük kullanıma uygun gibi bir de içinde bahar kelimesi geçiyor diye herhalde daha çok tercih ediliyor. Ağustosun ortasındayız ne işin var son baharla güzle diye düşünmeyin. İleri görüşlüyüm diyelim 
Dünya güneşin kütle çekim gücüne kapılmış dönüyor da dönüyor. Durduramıyor kendini; kendinde de dönüyor. Semazen gibi maşallah yada semazenler dünya gibi; bir huşu, bir huzur, bir tefekkür; dönüyor da dönüyor. Bize de mevzuyu seyreylemek kalıyor. 


Birileri farketmiş;

seyretmekle kalmamış tabi izlemiş te farketmiş. Döne döne güneşe doğru düşerken bir yalpalama hali var dünyada. Aslında alt yada üst diye bir şey yok uzay boşluğunda ama işte yerkürenin bizim topraklarımıza göre kuzeyine de güneyine de sırf bu yalpalama sebebiyle güneş ışıkları sabit değmiyor. Değişik değişik açılarla değişik değişik güçle çarpıyor dünyaya; bu mavi elbiseli semazeni baştan aşağı tarıyor, ısıtıyor, ayınlatıyor. Tabi Kudreti Sonsuz Olanın kudreti ile...

 
Bana hep garip gelir dünya güneşe yılda bir kez çok yaklaşır (günberi-afel-3 ocak), yılda bir kez en uzakta ( günöte-perihel-4 temmuz) gezinir. Mantık olarak güneşe en yakın olduğu anda havanın sıcak olması gerektiği fikri oluşuyor insanda ama öğle değil işte; garip yani. Dünyanın bu yalpalayan halinin bir sonucu. Hayır öne doğru yani güneşe doğru boyun eğmiş tevazu etmişken mükafatını alıyor diyeceğim ama geriye yaslanmış gururlu, kibirli, çekingen bir tavrın görüntüsünü övebilecek kelime bulamadım bir türlü. Şairlik bir benzetme uyduramadım. Gene de altı-üstü omayan bir mekanda 'ileri' yada 'geri' diye de yalpaladığına bakarak üzerinde yaşadığımız mavi boncuğa kötü huy yakıştırmış olmayayım. Yüzünü dönmüş Kudreti Sonsuzun Rahmetlerinden birine; O rahmetten bu sayede nasipleniyoruz diyeyim...


Güneşten gelen ışıktaki enerji ne demek biliyor muyuz? Basit bir cevapla: herşey demek! Dünyanın her bir köşesine farklı farklı zamanlarda ama neredeyse eşit miktarlarda serpiştiriliyor olması ne garip bir sonuç değil mi? Sanki hakikaten serpiştiriliyor, lutfediliyor. Her yere, her köşeye, her noktaya; enteresan...
Hiç merak ettiniz mi? Mart ayı niye bahardır yada haziran niye yazdır. Kasımla aralık arasında nasıl bir fark var da farklı kutucuklarda resmettik ilkokuldayken onları. Ya da hiç merak ettiniz mi? Sonbahar gerçekten bir çeşit bahar mıdır? Ben düşündüm; hep düşünürüm zaten Bu yüzden kendi çapımda- içimde bir düşünür sayılabilirim


Tam 21 martta gece ve gündüzün süreleri eşit oluyor işte bu salınma ve yalpalama hareketlerindeki dengeler nedeni ile güneş ışıkları ekvator çizgisine dik düşüyor ( ilkbahar ekinoksu)

Gündüz süresi demek güneş ışığının o noktalara daha uzun süre ile değmesi demek vede daha dik açılarla. Bu yüzden astronomik olarak kuzey yarım küre için bahar mevsimin başlangıcı sayılır 21 mart günü. Dikkat edin 1 mart değil 21 mart. Hani yıllardır söylenir ya martın yarısı kış yarısı bahar diye; yanlışmış. Dörtte üçü kış ve sadece dörtte biri baharmış meğer :)

Astronomi öyle söylüyor...


21 marttan sonra da dünya denen taş kütle dönmeye ve yalpalamaya devam ediyor haliyle. Bir yandan kendi etrafında dönerken bir yandan da kuzeyini giderek güneşe doğru eğiyor; daha uzun süreli güneş ışığı, daha dik açılarla daha fazla enerjili güneş ışığı. Günler uzuyor ısınıyor, uzuyor ısınıyor ve daha da uzuyor- ısınıyor, artık bizim topraklarımız için söylüyorum geceyarısı ile gün arasında neredeyse zaman kalmıyor ki; en uzun gün dediğimiz günde vaz geçiyor bu yakınlıktan (21 Haziran- en uzun gündüz, en kısa gece ) İşte o noktada yaz başlıyor. Yani en uzun gündüzden sonraki gün kuzey yarım kürede yazın ilk günü; Yine ne enteresan! Oysa ki günlerin uzamayı bırakıp kısalmaya başladığı o meşhur 21 haziran gününün gecesinde ben hep yazın artık bittiği düşüncesine kapılırım, çok komik! Oysa ki yaz henüz yeni başlıyormuş.

Haziranın ortasından itibaren neden yanıp kavrulduğumuz belli yani; mesele sadece şehir betonuyla kaplanmış medeniyette değilmiş meğer, azıcık ta matematik varmış işin içinde, biraz fizik ve biraz da kimya. Temmuz boyunca 'aslında çok sıcak değil de esmiyor!esmiyor!' diye diye kıvranırken uzay bilimine saygısızlık ediyormuşuz galiba. Yavaş yavaş güneşle aramızdaki ( kuzey yarım küre olarak söylüyorum ) mesafeyi ve daha çok ta eğim açısını arttırıyor olmamıza rağmen günlerce maruz kaldığımız enerjiyi hissediyormuşuz galiba. Yeryüzündeki tek hücreliler dahil tüm canlılar gibi soğurduğumuz ( sömürdüğümüz ) enerjiyi salıyormuşuz aslında uzaya. Aslında terlemiyor; ışınım yayıyormuşuz 
Yaz boyunca terleye- bunala, yada ışınımlar sala- salına güneşten geriye yaslanmaya başladıktan bir süre sonra yine gece- gündüz dengeleniyor ki aynı mekanizmalar nedeniyle biz buna da sonbahar ekinoksu diyoruz ( biz derken insanlık yani ) 23 eylüle denk gelen bu sınır kuzey yarım kürede sonbaharın başlangıcı sayılıyor doğal olarak. Dörtte üçü geçmiş mevsimin takvimlere göre yine ama bilim öyle diyor.

Tıpkı ilkinde olduğu gibi gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu gün bahara giriyor 'uzay bilimi camiası en azından Türkçede. Bu arada üç- beş lisan karıştırdım bu yazıyı yazarken hiçbirinde eylül ile başlayan mevsime bahara benzer bir isim kullamıyorlardı; ben bulamadım. Yaprakların çiçeklerin açtığı mevsimle yaprakların kuruyup yerlere döküldüğü mevsimi birbirine benzetmek sadece bizim milletimize yakışır bir iyimserlikmiş demek ki Başka başka coğrafik ve belki sosyolojik nedenlerele ilişkili de olabilir tabiki bu tanımlama ama orası başka yazının konusu...Sonrası aynı yolculuk. Dünya dönüyor, dönüyor da dönüyor. Öyle yaslanıyor ki geriye, güneşten ters tarafa; gece en uzun haline varıyor,( 21 aralık ) gündüz en kısa. Kışın başlangıcı diyorlar o tarih için yine aynı bilimsel çevrelerde. 21 aralık! kuzey yarım kürede kışın başlangıcı...


İlkokulda öğretilen bilgileri mi hatırlatmaya çalışıyorsun bize cemil kardeşim diye iç geçirenlere söylüyorum ben unutmuştum hatırlamak fena olmadı.
Sonuç ne?

Sonuç şu:

Mevsimler astronomik tanımlamalardan neredeyse üç hafta önce başlatılmışlar takvimsel hesaplarda ve muhtemelen o yüzden kendimi bildim bileli yerli yerine oturmuyorlar. Mart ayında bir tuhaflık var diyordum yıllardır yada kasımla aralık neredeyse aynı gibi ama başka mevsimlerde olması çok saçma diye düşünüyordum. Haziranın 15 inden ağustosun 15 ine kadar sevemiyordum bir türlü şehiri, bir türlü uyutamıyordum içime basan sıkıntıları-ısı artışlarını. Meğer güneşin haftalar boyunca bize doğrulttuğu dimdik bakışlarından rahtsız oluyormuşum. Meğer fotondan sentez yapamadığımdan ötürü fotonlarla direk temastan haz etmiyor muşum

Neyse!


Ağustosun sonlarına doğru hissettiğimiz havadaki ılıma, ara ara serpiştirilen yağmur damlaları ruhuma öyle tatlı bir huzur pompalıyor ki: aylardır yaşadığım küskünlüğü döküveriyor kuru yaprakların sırtlarına yükleyerek. 


Küskünlük mü? Ne küskünlüğüymüş ki bu? 


Bahar başında yazmıştım ya; aynı mevzu!


Topraksızlığın hüznü ile marta- nisana omuz silkersen; ne mayıstan ne hazirandan haz edemezsin zaten. Temmuz ise betonerme bir eziyet malüm İstanbul haritasında. Bize düşen eskilerin iyimserliğine sarılmak. Her ne kadar ben 'güz' demeyi seviyorsam da eylüle- ekime, ortalıkta salınan ve ayak altında sürünen kuru, sarı, kahverengi hüzne inat içimde çiçekler açıyor baya baya bu mevsimde. Uzay bilimcilerini bir kez daha yeni okudum, ilkokuldan beri takvimler gözümüzün önünde ama benim baharım başlıyor işte bu aralar. Bana sorarsanız 'en bahar bahar' başlıyor bu aralar Dayanamadım; küçük bir dize paylaşmak istiyorum yirmili yaşlarımdan: 
Paslanmış bir hançer iken kınım yüzünden..


Medet beklerdim dünyanın baharından güzünde

Yine ağlıyor olsam da bu kez değil hüzünden Oysa dün gözyaşlarımı gamla silendim...
1997
Dedim ya: 'GÜZ' şairliğe çok yakışıyor. 
Sağlıcakla kalın...
Dedim ya

  • Etiketler:
   

FACEBOOK YORUMLARI

SİTE YORUMLARI